Stairway to ☁
bi iyi geceler mesajından daha fazlası bu benim için.
“Kim bilir,belki bir gün”

bi iyi geceler mesajından daha fazlası bu benim için.

“Kim bilir,belki bir gün”

226 plays

Sürekli birini beklemek o kadar yorucu ki. Hele ki o beklenilen gelmeyecek biriyse.
Aylardır hatta ciddi anlamda düşünecek olursak yıllardır hayatıma doğru dürüst kimsenin girdiği yok. düşündüğümde yüzümde kocaman bir gülümsemeye neden olan,ona sarıldığımda her şeyi unuttuğum.
Tüm ihtiyacım olan şey aslında her şeyden öte birinin dizlerine kafamı yaslamak.
Tercihen o sırada bu şarkının çalması.
Herkesin “Ne çok uzamışlar!” dediği saçlarımla oynar o sırada.
Benim uykum gelir,uyurum belki. Ama o saçlarımla oynamayı bırakmaz. Bahsettiğim aslında bir hayalden öte artık,çoğu zaman rüyalarıma giren bir sahne.
Karanlık bir odada (kendi odam olduğunu biliyorum,rüya işte) uzun saçları olan birinin dizlerinde uzanıyorum. Sessizlik içerisindeyiz. O saçlarımla oynuyor. Sadece bu sahneyi görüyorum. Bir yerde okumuştum,olmasını istediğimiz ama olmayan şeyleri rüyalarımızda yaşarmışız,bilinçaltının kendini rahatlatma biçimiymiş.
Kaç gündür buna benzer bir rüya gördüğümü bilmiyorum. Önceleri de insanlar sürekli aynı rüyayı gördüklerini söylediklerinde inanmazdım,ta ki bu rüyayı sürekli görene dek. Ne kadar görsem de bir şey değişmediğinden olsa gerek sürekli sürekli aynı şeyi görüyorum/yaşıyorum. Normalde psikolojik olarak rahatlamam gerekirken daha da kötü hissediyorum.
Dizlerine yatsam bana sevdiğin kitabı okur muydun?
Ya da hepsini geçtim biriyle yalnızlığı paylaşmak nasıl bir duygu biliyor musun?

Testlerle boğuşurken bir paragraf sorusunda karşıma çıkmıştı bu cümle. Sanırım felsefe sorusuydu ya da Türkçe. Cümleyi okuduktan sonra sorunun devamını okumadım zaten. Bıraktım kitapçığı da. 
O kadar kırıldım o kadar yıprandım ki hiçbir şeye dayanacak gücüm kalmadı;bende içime döndüm. Bencillik yalnızlıkla girdi hayatıma;yalnızlaştıkça, tüm ruhumu kapladı. (Ama bu bahsettiğim sizin gündelik hayatta kullandığınız bencillik değil, gitgide “ben” olmak.) Sadece ben oldum. Bencillik nefreti doğurdu ardından. Eskiden herkese güleryüzle yaklaşan ben gitti yerine insanlara tereddütle yaklaşan “Acaba bu ne oyun yapmaya çalışacak?” diye düşünen yeni bir ben geldi. İnsanlar,samimiyetsiz ilişkiler,arkadaşlık gibi kavramların hepsinden nefret etmeye başladım bu zaman içinde. Önceden insanlara güvenebilirdim ya da güvendiğimi zannederdim ama artık kendime bile güvenimi kaybetmişken bir insana nasıl güvenebilirim ki? Hep yanındayım deyip giden insan kalabalığına nasıl güvenebilirim ki? 
İçimde nefret fırtınaları kopmaya başladı. Mutluluk ve sevgiyi sömürerek kendi otoritesini kurdu. Bir nevi kendi devrimini gerçekleştirdi. Bir süre sonra içimdeki sevginin de kökünü kuruttu o zaman kendi kendini sömürmeye başladı,daha da şiddetlendi;o şiddetlendikçe sona daha çok yaklaştım. Ve en son kendini de tüketti nefret,o zaman kin oluştu nefretin son deminden. Kin,en saf nefret etme biçimi..
Kendi köşeme çekilip bencillik, nefret ve kinden bir duvar ördüm. O duvarın ardından bakmaya başladım insanlara. Biraz güvensizlikten biraz kendimi korumak istediğimden. Tabi herkes farklı algıladı bunu ama beni onlardan daha iyi ne koruyabilir ki insanlara karşı? Bir insana ikinci şans vermememi başka hangi duygu bu kadar güçlü bir şekilde sağlayabilirdi?

Testlerle boğuşurken bir paragraf sorusunda karşıma çıkmıştı bu cümle. Sanırım felsefe sorusuydu ya da Türkçe. Cümleyi okuduktan sonra sorunun devamını okumadım zaten. Bıraktım kitapçığı da. 

O kadar kırıldım o kadar yıprandım ki hiçbir şeye dayanacak gücüm kalmadı;bende içime döndüm. Bencillik yalnızlıkla girdi hayatıma;yalnızlaştıkça, tüm ruhumu kapladı. (Ama bu bahsettiğim sizin gündelik hayatta kullandığınız bencillik değil, gitgide “ben” olmak.) Sadece ben oldum. Bencillik nefreti doğurdu ardından. Eskiden herkese güleryüzle yaklaşan ben gitti yerine insanlara tereddütle yaklaşan “Acaba bu ne oyun yapmaya çalışacak?” diye düşünen yeni bir ben geldi. İnsanlar,samimiyetsiz ilişkiler,arkadaşlık gibi kavramların hepsinden nefret etmeye başladım bu zaman içinde. Önceden insanlara güvenebilirdim ya da güvendiğimi zannederdim ama artık kendime bile güvenimi kaybetmişken bir insana nasıl güvenebilirim ki? Hep yanındayım deyip giden insan kalabalığına nasıl güvenebilirim ki? 

İçimde nefret fırtınaları kopmaya başladı. Mutluluk ve sevgiyi sömürerek kendi otoritesini kurdu. Bir nevi kendi devrimini gerçekleştirdi. Bir süre sonra içimdeki sevginin de kökünü kuruttu o zaman kendi kendini sömürmeye başladı,daha da şiddetlendi;o şiddetlendikçe sona daha çok yaklaştım. Ve en son kendini de tüketti nefret,o zaman kin oluştu nefretin son deminden. Kin,en saf nefret etme biçimi..

Kendi köşeme çekilip bencillik, nefret ve kinden bir duvar ördüm. O duvarın ardından bakmaya başladım insanlara. Biraz güvensizlikten biraz kendimi korumak istediğimden. Tabi herkes farklı algıladı bunu ama beni onlardan daha iyi ne koruyabilir ki insanlara karşı? Bir insana ikinci şans vermememi başka hangi duygu bu kadar güçlü bir şekilde sağlayabilirdi?

12. sınıf öğrencisinin raporla imtihanı.

yaşamayan anlamaz.

Kendi okullarında kendi yaptıkları sınav için yeterli eğitimi vermiyorlar.

Dershaneye gitmek zorunda kalıyoruz.

Ama devamsızlık diye bir sorun olduğu için her gün derse girmekten overdose olmamıza rağmen 8 ders okulda,3 ders dershanede görüyoruz. 

Sınav yaklaşınca haliyle dershaneye yoğunlaştığımızdan rapor,devamsızlık gibi haklarımızı kullanıyoruz. Ama bu haklarımızı kullanmamıza karşı çıkılıyor. 

Okullara teftiş yapılıyor sürekli,öğrenciler devamsızlık yapıyor mu diye. 

Öğrencilerin okulda olup olmadığını teftiş etmek yerine eğitim sistemindeki kaliteyi arttırmak için uğraşsa keşke. Ya da rapor veren hastanelere soruşturma açacağına -bu olayda apayrı zaten,devlet devlete soruşturma açıyor,nasıl bir sistemse.- müfredat üzerinde bu kadar düşünse.

Bu yıl geçen seneye göre daha sıkı olmuş,heyet raporu alanlara da soruşturma açılıyormuş. Soruşturma açmak yerine “Acaba bu insanlar neden okula gitmiyor?” diye sorsa keşke. İnsanların evlerine polis göndermek yerine eğitimde kaliteyi arttırsam,saçma salak kitaplar yerine sınava yönelik kitaplar versem okula gelirler,dershaneleri kapatmama gerek kalmadan kendileri kapanır dese.

yok ama. bir başından bir kıçından düşünecek illa. Öğrencileri süründürmezse ayıp olur. Orta yol diye bir şey yok. Bunun ceremesini de sınav stresi yetmezmiş gibi biz çekiyoruz. 

Sonra yeni nesil niye böyle tuhaf. 

İnsanlar gerçekten çok tuhaflar. 
Aslında yaptıkları şey yaşamak değil,verilen rolleri oynamak. Adeta monopoly gibi oynuyorlar rollerini. En çok parayı kazananın yeneceğini düşünerek. Ama bu oyunda monopolynin aksine para kazanmak araç değil amaç olmuş. Para kazanmak için sayısız insan ve hayvanı öldürmek meşru. Duyarlılıksa para destelerinin arasında kaybolup gitmiş bir kavramdan ibaret. 
Kağıt parçaları için insanların hayatını hiçe saymak. Ne kadar uçarı geliyor. Ya da sadece insanlara damak tadı vermesi için,kesip yemek için hayvan üretmek. Anlam vermekte zorlanıyorum doğrusu. 
Arabalara biniyoruz,taştan yapılmış koca koca evlerde yaşıyoruz,doğadan geldiğimizi unutuyoruz. Ve bunun ötesinde doğayı tahrip ediyoruz. Geldiğimiz yeri beğenmiyoruz. Doğal bir şeyler görür görmez yerle bir edip taşlarla betonlarla dolduruyoruz. 
İstemediğimiz hayatları yaşayıp duruyoruz 60-70 yıl kadar. Tamamen yaşamamız gerekenden soyut bir o kadar da anlamsız ve komplike hale getirilmiş bir hayatı yaşıyoruz. iyi üniversite isteği, kariyer, evlilik, ev, araba gibi sayısız istekle maymun iştahımızı doyurmaya çalışıyoruz. 
Hayatı karmakarışıklaştırıyoruz. 
Halbuki hiç kimse bilmiyor ki gerçekten istedikleri bunlar değil. Kimse farkında değil ki hayat aslında bu kadar zor ve karışık değil. Onu bu kadar zorlaştıran bizleriz. Aslında yapmamız gerekenler çok basitken bunları zorlu bir şekilde yapıyoruz. İnsan karmaşık bir yapıya sahip olduğu için karmaşıklığı da seviyor sanırım. Olmayan şeyleri varmış gibi kabul edip şizofrence kurmaca bir hayat yaşadığımızı söylediğimde deli olarak nitelendirilen ben oluyorum. Paranın,borsanın,okulların,devletin aslında soyut kavramlar olduğunu söylediğim de “Nasıl soyut olabilir bunlar!” diye hiddetlendiklerini görünce fark ediyorum ki çoğunluk alışmış böyle yaşamaya. hiçbir şey yokmuş gibi bu yapay hayata adapte olabilmişler.
Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmakken daha alçaklarını yaratıp bunlarla övünüyoruz. 
acı.
ne acı.

İnsanlar gerçekten çok tuhaflar. 

Aslında yaptıkları şey yaşamak değil,verilen rolleri oynamak. Adeta monopoly gibi oynuyorlar rollerini. En çok parayı kazananın yeneceğini düşünerek. Ama bu oyunda monopolynin aksine para kazanmak araç değil amaç olmuş. Para kazanmak için sayısız insan ve hayvanı öldürmek meşru. Duyarlılıksa para destelerinin arasında kaybolup gitmiş bir kavramdan ibaret. 

Kağıt parçaları için insanların hayatını hiçe saymak. Ne kadar uçarı geliyor. Ya da sadece insanlara damak tadı vermesi için,kesip yemek için hayvan üretmek. Anlam vermekte zorlanıyorum doğrusu. 

Arabalara biniyoruz,taştan yapılmış koca koca evlerde yaşıyoruz,doğadan geldiğimizi unutuyoruz. Ve bunun ötesinde doğayı tahrip ediyoruz. Geldiğimiz yeri beğenmiyoruz. Doğal bir şeyler görür görmez yerle bir edip taşlarla betonlarla dolduruyoruz. 

İstemediğimiz hayatları yaşayıp duruyoruz 60-70 yıl kadar. Tamamen yaşamamız gerekenden soyut bir o kadar da anlamsız ve komplike hale getirilmiş bir hayatı yaşıyoruz. iyi üniversite isteği, kariyer, evlilik, ev, araba gibi sayısız istekle maymun iştahımızı doyurmaya çalışıyoruz. 

Hayatı karmakarışıklaştırıyoruz. 

Halbuki hiç kimse bilmiyor ki gerçekten istedikleri bunlar değil. Kimse farkında değil ki hayat aslında bu kadar zor ve karışık değil. Onu bu kadar zorlaştıran bizleriz. Aslında yapmamız gerekenler çok basitken bunları zorlu bir şekilde yapıyoruz. İnsan karmaşık bir yapıya sahip olduğu için karmaşıklığı da seviyor sanırım. Olmayan şeyleri varmış gibi kabul edip şizofrence kurmaca bir hayat yaşadığımızı söylediğimde deli olarak nitelendirilen ben oluyorum. Paranın,borsanın,okulların,devletin aslında soyut kavramlar olduğunu söylediğim de “Nasıl soyut olabilir bunlar!” diye hiddetlendiklerini görünce fark ediyorum ki çoğunluk alışmış böyle yaşamaya. hiçbir şey yokmuş gibi bu yapay hayata adapte olabilmişler.

Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmakken daha alçaklarını yaratıp bunlarla övünüyoruz. 

acı.

ne acı.

Günlerimden kesitler^^.

216 plays

Tüm gururumu bir kenara bırakıp sana geldim. Aylarca iç muhakemelerimde kendimi savunmayı bırakıp suçumu kabul ettim. Her şey yeterince canımı acıtıyordu zaten,sen benim için tüm bu acılardan kaçış yoluydun bir yerde. Realitede olmasa da düşüncelerimde öyleydin. 

Hayatımda hiç hissetmediğim o “aidiyet” duygusunu seninle tatmaya çalıştım. Olduğum yerden nefret edip yanında olmak istedim. Yaşanmışlıklarımıza hayallerimi ekleyip küçük bir kulübeye sığındım. 

Sonra sana geldim. Ankara kadar özlediğimi,tüm suçumu kabul ettiğimi anlattım. Sarılsak affedersin diye düşündüm,eskisi gibi. Ama insanların değiştiği gibi kocaman bir gerçeği nasıl göz ardı edebildim? Sanırım özlem insana gerçekleri böyle unutturuyor.

Aradan geçen zaman beni özleminle yakıp kavururken,sana beni unutturmuştu. Ben senin için geçmişte birlikte olduğun biriydim sadece. Sense benimle birlikte büyüyen kalbimdeki en büyük yara. Ve artık hayatında başkasının olduğunu öğrenmem de kendimi avuttuğum minik kulübemi yıkıp beni sonsuz bir boşluğun içinde düşüşe sürükledi. 

Uzun geceler boyunca kocaman bir boşluk içinde düştüm. Dipsiz bir boşluk içinde yuvarlandım. Işık yok,ses yok,hisler yok. Elini uzatıp beni kurtaracak ya da benimle birlikte bu boşlukta düşüş yaşayacak kimse yok. Zaten nasıl kurtarabilir ki biri beni. O boşluk gökyüzü gibi mavi değil,gökyüzü gibi üzerimde değil. Gece gibi karanlık ve içimde. Kimsenin uğraşacağını zannetmiyorum doğrusu. 

Son umutlarımı ve hayallerimi de Ankara’nın soğuğunda kaybettim. 

Ama tüm bunların tek suçlusunun bizzat ben olmam elimi kolumu bağladı. Kendimden nefret ettirmek dışında başka bir şey getirmedi.

Donuk donuk, öylece bakıyorum; boğazıma oturan o koca yumrunun geçmesi için tırnaklarımı avuç içlerime geçiriyorum. Sonra dayanamıyorum.

O boşluğu gözyaşlarımın yönettiği hıçkırıklarımın senfonisi dolduruyor.

Ben ve uzayan saçlarım temalı çalışmam.

Ben ve uzayan saçlarım temalı çalışmam.

Müzik dinlerken ders çalışmak ve ders çalışırken müzik dinlemek arasındaki o ince çizgi.
Sigaran olmak isterdim,dudaklarını öpüp ciğerlerine dolmayı, damarlarında gezen nikotin olup kalbine erişmeyi; sonra bir duman olup gökyüzüne karışmayı.
Sen orada mutluyken benim sigara gibi bitip tükendiğimin farkına varmıyorsun. “hava soğuk,üşüyorum.sar beni!” diyemiyorum sana. Anlamanı bekliyorum,anlamıyorsun. Anlamayacaksın da biliyorum. Çünkü bana o kadar yakınken bir o kadar da uzaksın. Tanışıklığımız aşinalıktan öteye gitmiyor,ben senin sigaran olmayı bile göze almışken.
Sigaran olup kül olamayınca ben bir sigara yakıyorum. Sen ısıtmayınca ısınmayı başka yerlerde arıyorum. Başım dönüyor,kendimden ne güzelde geçiyorum ama. Ah keşke gerçekten yanımda olsan! Dudaklarından içsem sigarayı.
birlikte gökyüzüne karışsak.

Sigaran olmak isterdim,dudaklarını öpüp ciğerlerine dolmayı, damarlarında gezen nikotin olup kalbine erişmeyi; sonra bir duman olup gökyüzüne karışmayı.

Sen orada mutluyken benim sigara gibi bitip tükendiğimin farkına varmıyorsun. “hava soğuk,üşüyorum.sar beni!” diyemiyorum sana. Anlamanı bekliyorum,anlamıyorsun. Anlamayacaksın da biliyorum. Çünkü bana o kadar yakınken bir o kadar da uzaksın. Tanışıklığımız aşinalıktan öteye gitmiyor,ben senin sigaran olmayı bile göze almışken.

Sigaran olup kül olamayınca ben bir sigara yakıyorum. Sen ısıtmayınca ısınmayı başka yerlerde arıyorum. Başım dönüyor,kendimden ne güzelde geçiyorum ama. Ah keşke gerçekten yanımda olsan! Dudaklarından içsem sigarayı.

birlikte gökyüzüne karışsak.

Derin deniz mavisi.

Derin deniz mavisi.

Canım sınav dönemin nasıl geçiyor?

Bir sürü soru gelmiş,gerek bölümümle gerekse ygs-lys ile alakalı. Herkese tek tek cevap vermek yerine sorulardan bir sentez oluşturup post olarak yazmak daha kolayıma geldi.

Hangi bölümdeydin ki sen?

Yabancı dildeyim,çok da mutluyum.

Yabancı dilde iş imkanı çok yok,hangi bölümü seçeceksin neden?

Sayısalda onlarca iş imkanı olsa dahi sonucunda bir tanesini yapıyoruz. Bir tane işimiz olacaksa ister çok olsun ister az olsun,fark etmiyor. İngilizceyi de sevdiğim yeni dilleri,farklı kültürleri öğrenmek de hoşuma gittiği için yabancı dili seçtim. Ben İngiliz Dili ve Edebiyatı okumayı düşünüyorum. Zaten işin en özünde ne üniversite kazanmak ne de bir işte çalışmak istiyorum ki ona hiç girmeyelim yoksa çıkamayız. Okuduktan sonra ne olacağım değil,okurken bana ne kattığıyla ilgileniyorum daha çok bu yüzden. Neden dil edebiyat? Çünkü Orwell, çünkü oscar wilde,çünkü shakespeare ve daha niceleri. 

Nasıl çalışıyorsun, puanların nasıl?

Eğlenceli hale getirerek çalışmaya çalışıyorum. Özellikle 80 gün kadar kısa bir süre kalmışken YGS’ye ne kadar soru çözersem benim için kârdır. O yüzden soru çözümlerini eğlenceli hale getirmeye çalışıyorum. 

image

En çok da coğrafya çalışmayı seviyorum. Zaten bilen bilir benim nasıl doğayı sevdiğimi. Bu yüzden soruları çözerken de zorlanmıyorum. Zorlanmadığım gibi yeni bilgileri sadece ygs için değil dünyayı tanımak için de kullanıyorum. 

Malum coğrafya olunca harita bilgisi de çok gerekiyor onu da odamdaki kocaman dünya haritası sayesinde geliştiriyorum. Üzerine yapıştırdığım notlarla hem eğleniyorum hem öğreniyorum 

imageimage

Puanlara gelecek olursak bu aralar ygs’ye ağırlık verdiğim için dil puanlarım düştü ama ygs’de dershanede en iyilerdenim (EN BİRİNCİ BENİM UZAYIN BİRİNCİSİ HEYOO!) 

YGS’den sonra zaten 2 ay full ingilizce çalışmak demek o açıkları kapatmak demek,o yüzden sorun etmiyorum şu anda fazla.

Ben daha 10-11. sınıfım önerin var mı?

Var. En başta 10-11 sınıfta kesinlikle türkçe konusu bırakma. 12ye geldiğinde türkçe konusu bırakmadan başlarsan ve paragraf çözmeye yetkinsen türkçe sıkıntın kalmaz. dilciysen birde biliyorsun türkçe nur nimet. 4 puan getirisi var. Ayrıca kelime ezberle bol bol. Şükür ki 10-11de ingilizce öğretmenim bizi çok sıkıyordu da şu anda kelimede -hala istediğim yerde olmasam da- bir yerlerdeyim. Kelime ezberlemek dil sınavında sadece 5 kelime sorusunu yaptırmıyor tüm sınavında etkili oluyor kelime. Paragrafları sevmeye çalış ingilizce. 10 ve 11de sevmeye başlarsan 12de paragraflar ilgi çekici gelmeye başlar. Ben 10dayken nefret ederdim paragraflardan şu anda can sıkıntısından paragraf çözüyorum. Ama yok ben test çözmeyi sevmiyorum diyorsan ingilizce makaleler oku. Hatta aç vikipediyi filozoflarla ilgili bilgi edin. Hem felsefe çalışmış olursun hem ingilizce.

Felsefe demişken,o kadar düşünceye sahip olmama rağmen felsefede 9 soruda 1,2 yanlış yapıyorum. Bu felsefe bizim bildiğimiz felsefe değilmiş. Bu felsefe “dersi”. felsefe değil yani. ona da hazırlıklı ol. ben ilkte “felsefe ne ki canım o kadar kitap okuyorum ne kadar zor olabilir ki ;)9999” gibi artistleniyordum da bir soru geliyor mal gibi kalıyorum. neyse.

Sınava hazırlanırken sosyal hayatından fedakarlık yaptın mı?


image

Hemen şunu hatırlayalım. Ama bisiklet sürmeyi,yüzmeyi,tatili,boş boş sıkılmayı,uykum gelene kadar kitap okumayı,sabaha kadar film izlemeyi çok özlüyorum.

Peki sınav dönemin nasıl geçiyor?

Yorucu. Kim sorsa verdiğim tek cevap bu. 8 saat okul 3 saat dershane sonunda pert olmamak elde değil doğrusu.

yorgunluğun önüne geçmek için beslenme ve uyku düzenini tutturmak çok önemli. gecelere kadar çalışıp gündüz derslerde uyuklamak yerine gece uyuyup derslerde ders çalışmak daha etkili. Kendimden biliyorum. arkadaşlarım saat 11de özel dersten çıkarken ben 10-10 buçuk gibi uyuyorum ve derslerde daha aktif olabiliyorum,bunun ötesinde et yemediğim için fast food tüketmiyorum sürekli olarak ev yemekleri,meyve,kuruyemiş gibi şeylerle beslendiğimden sağlığımdan (Göz sağlığım hariç) bir şey kaybetmedim. Okula evden pırasa götürdüğüm günler olmuyor değil. O derece sağlık o derece YAŞASIN SEBZELER.

postumu ET SUCKS SEBZE ROCKS sözleriyle bitirmek istiyorum.

tşk.

236 plays

image