Hayat kısa,kuşlar uçuyor ∞
Bir yazılı gerilimi

Buraya soruyla ilgili bir paragraf gelecek

I.  -Buraya bir cümle gelecek-

II. -Buraya bir cümle gelecek-

III.-Buraya bir cümle gelecek-

VI. -Buraya bir cümle gelecek-

Yukarıdakilerden hangisi paragraf ile ilgilidir?

A.Yalnız I   B.Yalnız II   C.II ve III   D.I ve III   E. III ve IV

Ve çözüm anı;

IV ve I’i direk eledim,onlar olamaz. II kesin olmalı cevapta ama III hem olabilir hem olmayabilir. Bu düşünceye göre A,D ve E eledim geriye ne kaldı B ve C yani III’ün hem olup hem olmadığı II’nin kesin olduğu şıklar. B ve C şıklarından birini seçmeye çalışırken yaşadığım gerilimi aksiyon filmlerinde doğru kabloyu kesmeye çalışan adam yaşamıyordur. III olmaz yeaa deyip B’yi işaretledikten sonra silip C’yi işaretledim. Sonra tekrar silip B’ye döndüm. Ve yazılı sonuçları açıklanıp yazılı kağıdı dağıtıldıktan sonra o sorunun C şıkkı olduğunu öğrendiğim an…..

Düşünsenize, ikimizin de hayranlıkla bakabildiği tek şey bulutlar.

kahvesever:

Dün biriyle tanıştım. Aslında o beni tanımıyor, ben de onu hiç görmedim, hatta konuşmuşluğumuz bile yok ama onu tanıyorum. Sanki içimde bir yerlerde gibi. Sakladığım her şeyi bana anlatıyormuş gibi hissettim. Evet, onu hiç görmedim ama onu tanıyorum.

Bugün Dersanesi var ama evden 5 dakika önce çıkmazsa geç kalabilir. Yine oyalanacak ve son anda yarım kalmış kitabını çantasına atıp evden çıkacak. Kulaklıklarıyla yolda yürürken gökyüzüne bakacak ve insanların şaşkın bakışlarına aldırmayacak, benim gibi. Yolda yürürken birkaç hayatının aşkıyla karşılaşacak ama selam veremediği için bunlar da başlamadan bitecek.

Metroya binecek, yol 45 dakika. Başlayacak kitap okumaya. Dersaneye gelecek ve okuldaki sınıfından tanıdığı kızın yanına oturacak. Arkalarına bakıp ‘depresif’le dalga geçecekler. Sonra matematik dersine ‘patates burun’ girecek. Salak salak dersi anlatacak, dersaneyi övecek ve o sayıp söverken de sınıftan defolup gidecek.

Dersane bittiğinde hava yavaş yavaş kararmaya başlayacak. Emin değilim ama sanırım bugün yürüyecek. Güneş batarken o yine müzik dinleyerek bulutları izleyecek. Büyük bir ihtimal başı ağrıyacak çünkü sinuziti var. Hava ve ortam nasıl olursa olsun başı ağrıyor, biliyorum.

Bim olmadıgı için A-101’e uğrayacak ve çikolata alacak.Eve gelecek ve onu öküz gibi yiyecek. Neden bilmiyorum ama eve gelince duş alacakmış gibi hissediyorum. (Umarım saclarını kurutur.) Duştan sonra yatağına geçecek ve Coldplay eşliğinde Tolstoy’un yarım bıraktığı bir kitabını okumaya başlayacak. Kitabı bitirdiğinde geç olacak ve annesinin yanına gidecek. Annesi televizyon izliyor olacak (En son konuşmaya çalıştığında annesi tüm gün söylenip seninle 3 gün konuşmayacağım dediğini hazırlayıp kendisini riske atmamak için) odasına gidip yatacak.

Bunları nasıl bildigim kısmına gelelim, bilmiyorum. Belki onu gerçekten tanımıyorum, bana kilometrelerce uzak ama o kadar yakınımda hissediyorum ki. Bana kendimle ilgili çok şey farkettirdi. Bulutları kendimi bildim bileli seviyorum ama artık daha farklı geliyorlar.

Düşünsenize, ikimizin de hayranlıkla bakabildigi tek şey bulutlar. Ve ben bulutların onları seven insanlar arasında seyahat ettiğini düşünürüm. Belki de aynı buluta hayranlıkla bakmışızdır, olamaz mı? (Tamam aşk tesadüfleri sever moduna bağladım.) Yolda gökyüzüne bakarak yürüyorum ve insanlar bana şaşkın şaşkın baktıklarında aklıma o geliyor. İster istemez yüzündeki sıcak gülümseme yayılıyor ve mutluluğu her yerimde hissediyorum. Çok fazla insanla samimi olmadığını biliyorum, ona ben merkezli seyler anlatacak kadar bencil bir insan değilim. O yüzden bi insanı tanımak için -onun gibi bir insanı- yapılabilecek şeyler yapmaya karar verdim. Ne okuduğunu ve ne dinlediğini bilmek istiyorum, çünkü bunlar insanları tanımaya yarar. Hayallerini, kırıklıklarını, sıkıldıklarını, kaçmak istediklerini, sevdiklerini, sevmediklerini… Bana kitap, film, dizi, müzik, yemek önerir misin?


Belki otobüste tek kişilik koltuğa oturmasaydım kendimi bu kadar yalnız hissetmezdim. 

Bugün olanları bir kaç mesajla anlatabileceğim birine bile sahip değilmişim meğersem. Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.
Hayır bir mesajdan bahsediyorum. Mesaj. Basit bir mesaj. “Bugün bunları bunları yaptım. Bisikletle böyle böyle yollardan geçtim. Bu kişiyle şu kitap hakkında konuştuk. Şu şarkıyı keşfettim.” Rehberimi açıyorum. Eski sevgililer,aramızda kan bağı dışında hiçbir bağ olmayan akrabalar,bir zamanlar ‘her şeyim’ sandığım ‘hiçbir şeyim’ler,hıı birde işi düşünce mesaj atan samimiyetsiz bir kaç arkadaş. İşte bütün rehberimin özeti. İşte bu kadar aciz ve yalnız. 
Nasıl bu kadar yanlızlaştım diye düşünüyorum,nasıl?
Dostum gibi görünen iki yüzlüleri hayatımdan çıkararak. Bugün yüzüme gülüp öteki gün arkamdan onlarca şey sallayacak biricik arkadaşlarımı(!)
Ne kadar fazla gereksiz insanla çevriliymiş hayatım. Eskiyen,küçülen kıyafetler gibi. O derece gereksiz o derece boş alan kaplayan. Hepsini dolabımdan çıkarmışım. Bu yüzden bu kadar yalnızım.
Neden yalnız olduğumu anlıyorum. Yalnızlığımın gözünü seveyim o zaman! Onlarca boş insan yerine yalnızlık. Zaman zaman umutsuzluğa soksa da yalnızlık. Mesaj atacak kimsem olmasa da yalnızlık..

Belki otobüste tek kişilik koltuğa oturmasaydım kendimi bu kadar yalnız hissetmezdim. 

Bugün olanları bir kaç mesajla anlatabileceğim birine bile sahip değilmişim meğersem. Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.

Hayır bir mesajdan bahsediyorum. Mesaj. Basit bir mesaj. “Bugün bunları bunları yaptım. Bisikletle böyle böyle yollardan geçtim. Bu kişiyle şu kitap hakkında konuştuk. Şu şarkıyı keşfettim.” Rehberimi açıyorum. Eski sevgililer,aramızda kan bağı dışında hiçbir bağ olmayan akrabalar,bir zamanlar ‘her şeyim’ sandığım ‘hiçbir şeyim’ler,hıı birde işi düşünce mesaj atan samimiyetsiz bir kaç arkadaş. İşte bütün rehberimin özeti. İşte bu kadar aciz ve yalnız. 

Nasıl bu kadar yanlızlaştım diye düşünüyorum,nasıl?

Dostum gibi görünen iki yüzlüleri hayatımdan çıkararak. Bugün yüzüme gülüp öteki gün arkamdan onlarca şey sallayacak biricik arkadaşlarımı(!)

Ne kadar fazla gereksiz insanla çevriliymiş hayatım. Eskiyen,küçülen kıyafetler gibi. O derece gereksiz o derece boş alan kaplayan. Hepsini dolabımdan çıkarmışım. Bu yüzden bu kadar yalnızım.

Neden yalnız olduğumu anlıyorum. Yalnızlığımın gözünü seveyim o zaman! Onlarca boş insan yerine yalnızlık. Zaman zaman umutsuzluğa soksa da yalnızlık. Mesaj atacak kimsem olmasa da yalnızlık..

Adventure is out there!

İngilizce Öğretmenim tam bir tumblr kızı.

Akşam ders alıyorduk adam ders arasında kahvesini alıp balkonda yalnız içiyordu.

Birde “lambayı yakalım hocam?” Dediğimizde “Yok karanlık iyi” diyordu.

Karanlık,kahve,yalnızlık.

Geçende ingilizce yazılılarını okuyacağı zaman “Sıcacık kahvemi doldurup yazılıların başına otururum okurum” demişti. 

Birde adı cengiz. 

bıyıklı ve kel hemde.

bunları görse beni sınıfa almaz. 

fakat skdjfhgkjshfdkjghsfdkgfsd

Son kez özlüyorum seni. Gözlerimi kapatıyorum. Birlikte olduğumuz anlar geçiyor gözlerimin önünden.  Bir daha hiç özlemeyecek gibi dökülüyor gözyaşlarım. Gözyaşı.. Ne kadar garip değil mi? Kimyasal olarak biraz tuz ve sudan oluşuyor. Ama içinde onlarca duyguyu,hayalleri ve umutları göremiyor mikroskoplar. Bütün anılar yanağımdan yastığıma damlıyor. Sana dair olan her şey şimdi yastığın üzerindeki küçük bir nemlilikten ibaret.. 
Yanımda olmanı,senin için akıttığım her gözyaşında kendini görmeni, içlerinde sana dair kurduğum hayallerin nasıl bir damla içinde boğulduğunu göstermek isterdim.
Ama sen yoksun. Hiç gelmeyeceksin biliyorum.  Birbirimizin yansıması gibiyiz.İnatçısın sende,benim gibi. Sözünden asla dönmezsin. Belki sende benden bir adım atmamı bekliyorsun. Ne kadar üzülsem de dönmeyeceğimi sende biliyorsun. Seni değil aslında bizi özlüyorum. Ama eğer sana gelecek olursam biliyorum sadece seni bulacağım orada. 
Ama en çok neyden korkuyorum biliyor musun? Bana kurduğun cümleleri başkasına kurmandan, birlikte dinlediğimiz Zeki Müren şarkılarını başka birisiyle dinlemenden,başkalarıyla hayal kurmandan. Parmaklarımı dans ettirdiğim saçlarının arasında başkasının elinin olmasına nasıl katlanmamı bekliyorsun!
Ben hala seni düşünüyorum işte. Kaç zaman geçti,hala kireç tutmuş çaydanlık gibi seni düşünüyorum. Biraz kızgınım,biraz kırgın. Ama hala senden vazgeçemedim. Aradan geçen zaman belki aramızdakiler zayıflattı ama koparamadı. Kopamadım senden anla işte! Yapamıyorum sensiz! Duy sessizliklerimdeki çığlığı! Duy ve gel. “Yanındayım.” de. İnandır beni bu yalana. 
Pazartesi günlerimin güzel geçmesini sağlayan insan,sence de fazla beklemedin mi geri dönmek için? 

Son kez özlüyorum seni. Gözlerimi kapatıyorum. Birlikte olduğumuz anlar geçiyor gözlerimin önünden.  Bir daha hiç özlemeyecek gibi dökülüyor gözyaşlarım. Gözyaşı.. Ne kadar garip değil mi? Kimyasal olarak biraz tuz ve sudan oluşuyor. Ama içinde onlarca duyguyu,hayalleri ve umutları göremiyor mikroskoplar. Bütün anılar yanağımdan yastığıma damlıyor. Sana dair olan her şey şimdi yastığın üzerindeki küçük bir nemlilikten ibaret.. 

Yanımda olmanı,senin için akıttığım her gözyaşında kendini görmeni, içlerinde sana dair kurduğum hayallerin nasıl bir damla içinde boğulduğunu göstermek isterdim.

Ama sen yoksun. Hiç gelmeyeceksin biliyorum.  Birbirimizin yansıması gibiyiz.İnatçısın sende,benim gibi. Sözünden asla dönmezsin. Belki sende benden bir adım atmamı bekliyorsun. Ne kadar üzülsem de dönmeyeceğimi sende biliyorsun. Seni değil aslında bizi özlüyorum. Ama eğer sana gelecek olursam biliyorum sadece seni bulacağım orada. 

Ama en çok neyden korkuyorum biliyor musun? Bana kurduğun cümleleri başkasına kurmandan, birlikte dinlediğimiz Zeki Müren şarkılarını başka birisiyle dinlemenden,başkalarıyla hayal kurmandan. Parmaklarımı dans ettirdiğim saçlarının arasında başkasının elinin olmasına nasıl katlanmamı bekliyorsun!

Ben hala seni düşünüyorum işte. Kaç zaman geçti,hala kireç tutmuş çaydanlık gibi seni düşünüyorum. Biraz kızgınım,biraz kırgın. Ama hala senden vazgeçemedim. Aradan geçen zaman belki aramızdakiler zayıflattı ama koparamadı. Kopamadım senden anla işte! Yapamıyorum sensiz! Duy sessizliklerimdeki çığlığı! Duy ve gel. “Yanındayım.” de. İnandır beni bu yalana. 

Pazartesi günlerimin güzel geçmesini sağlayan insan,sence de fazla beklemedin mi geri dönmek için? 

Mutlu musun?
Anonymous

+Süper seksi değilim,yakışıklı da sayılmam. Ama ona verebileceğim bir kalbim vardı. Beni sevmeliydi.
-Sevmeliydi diye bir şey yok. Aşkta zorlama olmaz.
+Ama ben onu çok sevmiştim,biraz da olsa karşılık vermesi gerekmez miydi?
-Herkes kendinden sorumludur aşkta,sen içtin,ağladın,yazılar yazdın ona. O eğer sana karşılık vermediyse onun sorunu bu. Eksik yaşamayı tercih etmiş hayatı,onu tamamlamaya uğraşmanın ne anlamı var ki?
+O beni hiç sevmeyecek,evet. Dediğin gibi olsun. Ne yapmalıyım peki?
-Sıradan hayatına devam edeceksin işte. Zaten sen mutluluğu tek kişiye bağlayanlardan değilsin ki. Gökyüzüne bak,bulutları izleyerek de mutlu olabildiğini unuttun mu? Duygusal bir çocuksun sen,kalbinin sesine kulak veriyorsun hep. Bunun anlamını bilmeyenlerin canını acıtmasına izin vermemelisin. Elbet bulacaksın aradığın o kişiyi,sen sadece kalbinin sesini dinlemeye devam et.

Tren hareket ederken el sallayan,indiğinde ise sıcacık bir sarılma ile karşılayan birisi yoksa cam kenarında otursan dahi mutsuzsundur^^ 

Tek kişilik bir bilet alıyorum iki kişilik tren koltuklarında tek oturmak üzere. İstasyona gidip bekliyorum beni bu şehirden ve yaşanmışlıklardan kurtaracak trenin gelmesini. Ben bekledikçe saniyeler saatlere dönüşüyor. Beklediğim sürece gelmiyor. Ama biliyorum öyle ya da böyle gelecek. Gelmesini bekliyorum trenin, hayallerimi süsleyen o kişiyi beklediğim gibi.. Biliyorum çünkü er ya da geç gelecek,beklemem ne kadar uzun sürerse sürsün gelecek. 
İşte geldi. İnsan kalabalığından sıyrılıp bulduğum bir pencere kenarına oturuyorum. Çoğu insan ters yöne oturamadığı için şanslıyım,ters taraftaki çoğu koltuk boş. Çoğunluğun aksine ben ters yönde gitmeyi seviyorum. İleridekilere değil de,geride kalanlarla kafa yoruşumun sebebini açıklıyor oturduğum koltuk.
Tren hareket ederken pencereden istasyona bakıyorum son kez. Onlarca insan el sallıyor. Kimisi sevdiğine,kimisi çocuğuna kimisi annesine.. İçlerinde onlarca umut,sevgi ve bir süre sonra büyük bir yer kaplayacak olan sevgi. İçeriye bakıyorum birbirinden farklı,aynı rüyayı görüp farklı yerlere giden onlarca insan. 
Kafamı pencereye yaslayıp bir süre dışarıyı izledikten sonra kitabıma gömülüyorum. Tren raylar üzerinde giderken gözlerimse kitabın cümleleri üzerinde yolculuk yapıyor. 
Bir an başımı kitaptan kaldırıyorum. Gözlerim bir omuza takılıyor,ayrıca bu omuza yaslanmış başa. Bir çifte. Birlikte aldıkları biletleriyle yolculuk yapan çifte. Kız kafasını çocuğun omzuna yaslamış,saçları biraz dağınık. Çocuksa kafasını kızın kafasının üzerine yaslamış,kirli sakallı. Uyuyorlar. 
İçimden bir şeylerin koptuğunu hissediyorum. Ne kadarda mutlular. Ben bu kadarını bile haketmiyor muyum? Nasıl görüneceğimi önemsemeden yanında olabileceğim o kişiyi bulamayacak mıyım? Birlikte yolculuk yapabileceğim,hiç tanımadığım bir şehri sayesinde seveceğim birini bulamayacak mıyım? Düşünmemeliyim daha fazla! Düşüncelerim onları rahatsız etmiş olacak,uyandılar. 
Yalnızlığıma bir kitap,müzik çalar ve tren rayları ortak oluyor. Boğazım düğümleniyor. Eğer yanımda biri olsaydı,o çifte bakıp iç geçirmek yerine, kokusu ciğerlerime sinmişken uyuyabilirdim. Bunları düşündükçe boğazıma bir yumru oturuyor. Yutkunamıyorum. Gözlerim doluyor. Gözlerimi kapatıyorum. Kafamı pencereye yaslıyorum. 
Lanet olsun! İşte yine yalnızım. Koskoca bir günü daha yalnız geçiriyorum. Karşımda bir çift alay edercesine birlikteyken ben yine yalnızım. Daha ne kadar gidecek bu lanet olası külüstür! Nefret ediyorum bu trenden,oturduğum koltuktan,karşımda birlikte oturan çiftten! Hepsinden! Neyse ki 15 dakika kadar kısa bir zaman kalmış. 15 dakika boyunca nefes almadan beklesem daha hızlı varır mıyız istasyona acaba? 
Varıyoruz istasyona. Dışarıda onlarca insan. Kimisi trene binmek için bekliyor,kimisiyse yolcu etmek için. Bazılarıda inenleri karşılamak için. Onlara bakıyorum. Hiçbiriyle ilgim yok. Bu tren yepyeni bir şehrin başlangıcı benim için. Yeni insanlarla tanışmanın,yeni yüzler görmenin ilk adımı.

Tren hareket ederken el sallayan,indiğinde ise sıcacık bir sarılma ile karşılayan birisi yoksa cam kenarında otursan dahi mutsuzsundur^^ 

Tek kişilik bir bilet alıyorum iki kişilik tren koltuklarında tek oturmak üzere. İstasyona gidip bekliyorum beni bu şehirden ve yaşanmışlıklardan kurtaracak trenin gelmesini. Ben bekledikçe saniyeler saatlere dönüşüyor. Beklediğim sürece gelmiyor. Ama biliyorum öyle ya da böyle gelecek. Gelmesini bekliyorum trenin, hayallerimi süsleyen o kişiyi beklediğim gibi.. Biliyorum çünkü er ya da geç gelecek,beklemem ne kadar uzun sürerse sürsün gelecek. 

İşte geldi. İnsan kalabalığından sıyrılıp bulduğum bir pencere kenarına oturuyorum. Çoğu insan ters yöne oturamadığı için şanslıyım,ters taraftaki çoğu koltuk boş. Çoğunluğun aksine ben ters yönde gitmeyi seviyorum. İleridekilere değil de,geride kalanlarla kafa yoruşumun sebebini açıklıyor oturduğum koltuk.

Tren hareket ederken pencereden istasyona bakıyorum son kez. Onlarca insan el sallıyor. Kimisi sevdiğine,kimisi çocuğuna kimisi annesine.. İçlerinde onlarca umut,sevgi ve bir süre sonra büyük bir yer kaplayacak olan sevgi. İçeriye bakıyorum birbirinden farklı,aynı rüyayı görüp farklı yerlere giden onlarca insan. 

Kafamı pencereye yaslayıp bir süre dışarıyı izledikten sonra kitabıma gömülüyorum. Tren raylar üzerinde giderken gözlerimse kitabın cümleleri üzerinde yolculuk yapıyor. 

Bir an başımı kitaptan kaldırıyorum. Gözlerim bir omuza takılıyor,ayrıca bu omuza yaslanmış başa. Bir çifte. Birlikte aldıkları biletleriyle yolculuk yapan çifte. Kız kafasını çocuğun omzuna yaslamış,saçları biraz dağınık. Çocuksa kafasını kızın kafasının üzerine yaslamış,kirli sakallı. Uyuyorlar. 

İçimden bir şeylerin koptuğunu hissediyorum. Ne kadarda mutlular. Ben bu kadarını bile haketmiyor muyum? Nasıl görüneceğimi önemsemeden yanında olabileceğim o kişiyi bulamayacak mıyım? Birlikte yolculuk yapabileceğim,hiç tanımadığım bir şehri sayesinde seveceğim birini bulamayacak mıyım? Düşünmemeliyim daha fazla! Düşüncelerim onları rahatsız etmiş olacak,uyandılar. 

Yalnızlığıma bir kitap,müzik çalar ve tren rayları ortak oluyor. Boğazım düğümleniyor. Eğer yanımda biri olsaydı,o çifte bakıp iç geçirmek yerine, kokusu ciğerlerime sinmişken uyuyabilirdim. Bunları düşündükçe boğazıma bir yumru oturuyor. Yutkunamıyorum. Gözlerim doluyor. Gözlerimi kapatıyorum. Kafamı pencereye yaslıyorum. 

Lanet olsun! İşte yine yalnızım. Koskoca bir günü daha yalnız geçiriyorum. Karşımda bir çift alay edercesine birlikteyken ben yine yalnızım. Daha ne kadar gidecek bu lanet olası külüstür! Nefret ediyorum bu trenden,oturduğum koltuktan,karşımda birlikte oturan çiftten! Hepsinden! Neyse ki 15 dakika kadar kısa bir zaman kalmış. 15 dakika boyunca nefes almadan beklesem daha hızlı varır mıyız istasyona acaba? 

Varıyoruz istasyona. Dışarıda onlarca insan. Kimisi trene binmek için bekliyor,kimisiyse yolcu etmek için. Bazılarıda inenleri karşılamak için. Onlara bakıyorum. Hiçbiriyle ilgim yok. Bu tren yepyeni bir şehrin başlangıcı benim için. Yeni insanlarla tanışmanın,yeni yüzler görmenin ilk adımı.


Sıkı sıkı tutmak istiyorum elini, bırakırsam uçup gidecek bir uçurtma gibi..

Uçurtma uçurmayı bilmediğini söylemiştin bana. Sorun değil. Benimde pek bildiğim söylenemez. Birkaç kere uçurmuştum. Zaten buda pek önemli değil. Önemli olan birlikte eğlenmemiz.
Rengarenk bir uçurtma seçip bir parka gitmeye ne dersin? Uçurtmamızı gökyüzünün maviliğinde uçuralım mı?
İkimizde uçurmayı bilmiyor olabiliriz ama başarısız deneme yıldırmamalı bizi. Yılmamalıyız,birlikte çabalamalıyız. Benim zorlandığım yerde sen yardım etmelisin bana. Eğer uzun çabalarımız sonuç vermezse birlikte çimenlere uzanırız. Ben ellerimi saçlarında gezdirirken sen göğsüme yaslanırsın. 
Yapamayacağımızı düşünürsek uçurtmasını uçuran birkaç küçük çocuktan yardım isteriz. Severim küçük çocuklarla oynamayı. “Hey baksanıza! Biz uçurtmayı uçuramadık,bize yardım edene bir dondurma!” Hemen gözleri çakmak çakmak parlayanı gelir,birkaç deneme ardından göklere yükseltir uçurtmamızı. İşte uçuyor! bulutların arasında kuşlara arkadaşlık ediyor! 
Önce dengesini sağlamak için ben tutuyorum. Sana bakıyorum,gözlerindeki heyecana bir kere aşık oluyorum. İpi sana verdiğim zaman keşke görebilseydin yüzündeki o gülümseyi. Ardından ipi sıkı sıkı tutuyorsun. Sen heyecanlı heyecanlı uçurtmayı uçururken seni izliyorum yüzümde kocaman bir gülümseme ile. Seni izlemeyi çok seviyorum. 
Hava kararana kadar uçuruyoruz. Sen yoruldukça ipi bana veriyorsun. Ben sımsıkı tutuyorum. Bırakırsam kaçıp gidecekmiş gibi. Ellerini hatırlatıyor bu ip. Sanki tutmazsam benden uzaklara uçacakmış gibi. Daha sıkı tutuyorum. 
Çocuklar gibi koşuştuyoruz birlikte. Uçurtma bize aslında büyük bir ders veriyor farkında olmadan. Sadece rüzgara karşı duranların yükselebileceğini anlatıyor. Bize rüzgara karşı koymalısınız diyor bir nevi. Zorluklar bizi yıldırmamalı hayatın hiçbir anında. Hep birlikte karşı koymalıyız rüzgara,işte o zaman gerçekten bir bütün oluruz.
Ve bunları yaşarken şu notalar çalmalı,birlikte gökyüzündeki uçurtmalar kadar mutlu olmalıyız. 

Sıkı sıkı tutmak istiyorum elini, bırakırsam uçup gidecek bir uçurtma gibi..

Uçurtma uçurmayı bilmediğini söylemiştin bana. Sorun değil. Benimde pek bildiğim söylenemez. Birkaç kere uçurmuştum. Zaten buda pek önemli değil. Önemli olan birlikte eğlenmemiz.

Rengarenk bir uçurtma seçip bir parka gitmeye ne dersin? Uçurtmamızı gökyüzünün maviliğinde uçuralım mı?

İkimizde uçurmayı bilmiyor olabiliriz ama başarısız deneme yıldırmamalı bizi. Yılmamalıyız,birlikte çabalamalıyız. Benim zorlandığım yerde sen yardım etmelisin bana. Eğer uzun çabalarımız sonuç vermezse birlikte çimenlere uzanırız. Ben ellerimi saçlarında gezdirirken sen göğsüme yaslanırsın. 

Yapamayacağımızı düşünürsek uçurtmasını uçuran birkaç küçük çocuktan yardım isteriz. Severim küçük çocuklarla oynamayı. “Hey baksanıza! Biz uçurtmayı uçuramadık,bize yardım edene bir dondurma!” Hemen gözleri çakmak çakmak parlayanı gelir,birkaç deneme ardından göklere yükseltir uçurtmamızı. İşte uçuyor! bulutların arasında kuşlara arkadaşlık ediyor! 

Önce dengesini sağlamak için ben tutuyorum. Sana bakıyorum,gözlerindeki heyecana bir kere aşık oluyorum. İpi sana verdiğim zaman keşke görebilseydin yüzündeki o gülümseyi. Ardından ipi sıkı sıkı tutuyorsun. Sen heyecanlı heyecanlı uçurtmayı uçururken seni izliyorum yüzümde kocaman bir gülümseme ile. Seni izlemeyi çok seviyorum. 

Hava kararana kadar uçuruyoruz. Sen yoruldukça ipi bana veriyorsun. Ben sımsıkı tutuyorum. Bırakırsam kaçıp gidecekmiş gibi. Ellerini hatırlatıyor bu ip. Sanki tutmazsam benden uzaklara uçacakmış gibi. Daha sıkı tutuyorum. 

Çocuklar gibi koşuştuyoruz birlikte. Uçurtma bize aslında büyük bir ders veriyor farkında olmadan. Sadece rüzgara karşı duranların yükselebileceğini anlatıyor. Bize rüzgara karşı koymalısınız diyor bir nevi. Zorluklar bizi yıldırmamalı hayatın hiçbir anında. Hep birlikte karşı koymalıyız rüzgara,işte o zaman gerçekten bir bütün oluruz.

Ve bunları yaşarken şu notalar çalmalı,birlikte gökyüzündeki uçurtmalar kadar mutlu olmalıyız. 

Ben ihtiyaç duyulmak istiyorum. Benim birisinin hayatında vazgeçilmez olmaya ihtiyacım var. Bütün boş vaktimi, egomu ve dikkatimi yiyip bitiricek birine ihtiyacım var. Bana bağımlı biri. Karşılıklı bağımlılık.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
506 plays

Ellerimi rengini en güzel kestanelerden almış uzun saçlarında gezdiriyorum. Saçlarının kokusunu ciğerlerime doldurmak için derin bir nefes alıyorum. Çilek tarlalarını andıran dudaklarının köşesine bir öpücük konduruyorum. Her şeyi bu masum öpücük tetikliyor.

Dillerimiz alevler arasında yanan bir keman gibi dans ediyor. Dudakların.. Tanrının yarattığı kırmızı çikolatalar olmalı. Hangi bağımlılık maddesini barındırıyorsa içinde doyamıyorum.Daha çok istiyorum.

Sen gömleğimin düğmelerini tek tek açarken ben dudaklarının kırmızılığında sarhoş oluyorum. T-shirtünü çıkarıyorum. Pantolonunun düğmelerini açıyorum. İnce belin beni kendine bir kere daha aşık ediyor. Parmak uçlarımı vücudunda gezdiriyorum.. Ellerimi kalçalarında sabitleyip kucağıma alıyorum. Dudaklarım vücudunda gezintiye çıkıyor. 

Tamamen çıplağız artık. Çıplaklığı seviyorum. Tanrı hepimizi çıplak yarattı. Neden giyiniyoruz ki? Anlam veremiyorum. Ah bunları düşünmek için çok uygunsuz bir zaman.

Ardından bir bütün oluyoruz. Tamamen tek parça oluyoruz,birbirimizin bütünleyeni gibi. Tamamlanmış bir insan. Seni tamamen hissediyorum artık. Bir oluyoruz. Bütün nesneler gibi. Tek.

Depremler yaratıyorum seninle sevişirken. Gecenin sessizliğini nefeslerimiz bozuyor. Kalplerimiz kafesine sığmayan bir serçe gibi çırpınmaya başlıyor. Sırtım tırnaklarınla yonttuğun bir heykel artık.

Bir an kalp atışlarımız kesiliyor. Nefeslerimizi tutuyoruz. Ben kasıklarımdan ruhuna beyaz bulutlar akıtırken gözlerini kapatıyorsun. Kulağına eğiliyorum ardından. Dudaklarımdan iki kelime dökülüyor. “Seni seviyorum.” 

Eğer bir daktilom olsaydı,her şey çok farklı olabilirdi.

Odama sinmiş kokun. Gözlerimi kapattığımda hala yanıbaşımda sen varmışsın gibi hissediyorum. Kalkıp önce ellerini parmaklarımda gezdirecek ardından minik bir öpücük kondurmanı bekliyorum hala. Onlarca yaşanmışlığımız ve senin kokun odama sinmişken nasıl unutabilirim seni? Odam bile unutmamamı isterken ben seni içimden nasıl silip atarım?
Penceremi açıyorum,rüzgar perdemi dans ettirerek içeriye giriyor. Havanın soğunu hissediyorum. Ürperiyorum bir anlık. Rüzgar içeriye doluyor. Yaşanmışlıklarımızı ve “biz”e dair ne varsa odamdan hiç bilmediğim yerlere sürüklüyor kendisiyle. Odamı senden arındırıyorum. Sana dair olan her şey artık benden çok uzaktalar, adını bile duymadığım bir yerlerdeler.
Yağmur damlalarının tınısı eşliğinde gözyaşlarım süzülüyor ardından. Seni rüzgarla odamdan def ettiğim gibi şimdi ruhumu arındırıyorum senden.
Gözyaşlarım yağmura karışıyor. Ağlıyorum. Gözyaşlarımla içimde sana ait bütün duygularımı akıtıyorum. Gülmemi isterdin hep. Ama ağlatıyorsun şimdi. Mutlu olmamı isterdin,acı çektiriyorsun. Ve canımı acıtan da ne biliyor musun? Bunların farkında olmaman.
Kendine onlarca minik hayat kurduğunu söylüyorsun. Onlarca gerçek olmayan hayat. Sahtelikler arasında sıkışıp kaldığın için ben üzülürken söylediğin tek kelime “mutlu ol” kadar anlamsız bir kelime oluyor. Bu aynı nefes alan birine “nefes alma” demek kadar saçma! Nasıl bu saçmalığa düşüyorsun,gerçekten anlamıyorum.
Yağmur yağıyor,yağmurun sesi gözyaşlarıma karışıyor. Bu sefer yağmur seni unutmam için yağıyor. Gözyaşlarımla birlikte yağmura karışıp akıp gidiyorsun. Yağmur duracak,bulutlar dağılacak ve güneş ışıldayacak. İşte o zaman ruhum senden arınmış olacak. Senin için pekte önem vermediğin biri hayatından çıkmış olacak.
Gözyaşlarımla mutluluğumun vergisini ödüyorum aslında. Bir kıvılcımı bekliyordum ben. Sense her şeyin alevlenmesine sebep olan o küçük kıvılcım oldun.
Ardından kara bulutlar dağılıyor.. Güneş sakince “ben buradayım” diyor. Senden arındığım için güneş bana ışınlarıyla enerji yolluyor. Yağmur sonrasında bulutların dağılmasıyla görünen güneş gökkuşağının mutluluğunu yaşatıyor bana. Artık özgürsün.
Büyük fırtınalar ardından gökkuşağı çıkar. Hayatta aslında gökkuşağı gibi. Yağmur ve güneş birbirine karışırken renkler oluşur. Sende bendeki renkleri ortaya çıkardın bir nevi.
Beni sevmeyeceğini biliyordum. Bilerek kendime acı çektirdim belkide.Sadece biraz sevmeni,sevdiğini hissettirmeni istemiştim. Ama benim için hayal kırıklığından başka bir şey olmadın. Hayal kırıklıklarım gözyaşlarına dönüştü,onlarsa yağmura karıştı. İnsan zaman zaman gözyaşı da dökmeli,evet. O zaman anlıyor mutluluğun gerçek değerini.
Ve şimdi mi? Nazım Hikmet’in bir dizesinden geliyor: “Şimdi sende herkes gibisin.”

Odama sinmiş kokun. Gözlerimi kapattığımda hala yanıbaşımda sen varmışsın gibi hissediyorum. Kalkıp önce ellerini parmaklarımda gezdirecek ardından minik bir öpücük kondurmanı bekliyorum hala. Onlarca yaşanmışlığımız ve senin kokun odama sinmişken nasıl unutabilirim seni? Odam bile unutmamamı isterken ben seni içimden nasıl silip atarım?

Penceremi açıyorum,rüzgar perdemi dans ettirerek içeriye giriyor. Havanın soğunu hissediyorum. Ürperiyorum bir anlık. Rüzgar içeriye doluyor. Yaşanmışlıklarımızı ve “biz”e dair ne varsa odamdan hiç bilmediğim yerlere sürüklüyor kendisiyle. Odamı senden arındırıyorum. Sana dair olan her şey artık benden çok uzaktalar, adını bile duymadığım bir yerlerdeler.

Yağmur damlalarının tınısı eşliğinde gözyaşlarım süzülüyor ardından. Seni rüzgarla odamdan def ettiğim gibi şimdi ruhumu arındırıyorum senden.

Gözyaşlarım yağmura karışıyor. Ağlıyorum. Gözyaşlarımla içimde sana ait bütün duygularımı akıtıyorum. Gülmemi isterdin hep. Ama ağlatıyorsun şimdi. Mutlu olmamı isterdin,acı çektiriyorsun. Ve canımı acıtan da ne biliyor musun? Bunların farkında olmaman.

Kendine onlarca minik hayat kurduğunu söylüyorsun. Onlarca gerçek olmayan hayat. Sahtelikler arasında sıkışıp kaldığın için ben üzülürken söylediğin tek kelime “mutlu ol” kadar anlamsız bir kelime oluyor. Bu aynı nefes alan birine “nefes alma” demek kadar saçma! Nasıl bu saçmalığa düşüyorsun,gerçekten anlamıyorum.

Yağmur yağıyor,yağmurun sesi gözyaşlarıma karışıyor. Bu sefer yağmur seni unutmam için yağıyor. Gözyaşlarımla birlikte yağmura karışıp akıp gidiyorsun. Yağmur duracak,bulutlar dağılacak ve güneş ışıldayacak. İşte o zaman ruhum senden arınmış olacak. Senin için pekte önem vermediğin biri hayatından çıkmış olacak.

Gözyaşlarımla mutluluğumun vergisini ödüyorum aslında. Bir kıvılcımı bekliyordum ben. Sense her şeyin alevlenmesine sebep olan o küçük kıvılcım oldun.

Ardından kara bulutlar dağılıyor.. Güneş sakince “ben buradayım” diyor. Senden arındığım için güneş bana ışınlarıyla enerji yolluyor. Yağmur sonrasında bulutların dağılmasıyla görünen güneş gökkuşağının mutluluğunu yaşatıyor bana. Artık özgürsün.

Büyük fırtınalar ardından gökkuşağı çıkar. Hayatta aslında gökkuşağı gibi. Yağmur ve güneş birbirine karışırken renkler oluşur. Sende bendeki renkleri ortaya çıkardın bir nevi.

Beni sevmeyeceğini biliyordum. Bilerek kendime acı çektirdim belkide.Sadece biraz sevmeni,sevdiğini hissettirmeni istemiştim. Ama benim için hayal kırıklığından başka bir şey olmadın. Hayal kırıklıklarım gözyaşlarına dönüştü,onlarsa yağmura karıştı. İnsan zaman zaman gözyaşı da dökmeli,evet. O zaman anlıyor mutluluğun gerçek değerini.

Ve şimdi mi? Nazım Hikmet’in bir dizesinden geliyor: “Şimdi sende herkes gibisin.”

http://fizy.com/#s/3pqyg5
Huzur.